İnsan ve Toplum

Hayatımızda mutluluğun püf noktaları nelerdir? Nasıl daha mutlu olabiliriz?

Hayatımızda mutluluğun püf noktaları nelerdir?

Nasıl daha mutlu olabiliriz?

Nasıl daha mutlu olabilirim? Hayatımı daha mutlu yaşamak için ne yapmalıyım? Hayatıma mutluluğu daha fazla nasıl çekebilirim gibi sorular soruyor ve mutlu olmak istiyorum diyorsanız, bu yazıda nasıl daha mutlu olabileceğimizi maddeler halinde listeleyerek, mutluluğun püf noktalarına değinmeye çalıştım. Bu konuda bilimsel bir çalışma yapmadım ebette. Ancak yaşamım boyunca nasıl daha mutlu olabilirim diye okuduğum onlarca kişisel gelişim kitabından öğrendiklerimi ve Reiki ve Shamballa gibi Biyoenerji ve Ruhsal Şifa Sistemleri‘ni hayatıma dahil ederek, tüm bunları yaşamım boyunca edindiğim deneyimlerle harmanlamamın sonucunda bu yazı ortaya çıktı. Bu yazımda ve diğer tüm yazılarımda etkisi bariz olan, hayatım boyunca aldığım İlahi Rehberlik ve İlhamlar‘ı da Sevgi ve Şükranla belirtmek isterim. Sizlerin hayatına da ışık olmasına niyet ederek yazıya başlıyorum.

Beklentilerinizi azaltın.

Mutluluğun püf noktaları içinde ilk olarak beklentilerimizin az olmasının önemi elbette çok büyüktür. Hepimiz hayatımızda hep en iyi, en güzel şeyleri isteriz. Harika bir işimiz olsun, mükemmel bir eşimiz olsun, bol paramız olsun, Çeşme’de, Bodrum’da yazlığımız olsun, son model arabamız olsun benzeri sayısız hayalimiz, arzumuz ve isteklerimiz vardır. Ancak bunlara bir sınır koymazsak bizi mutlu etmekten çok, mutlu olmamızı engellediğini yaşayarak öğrendiğimi söyleyebilirim. Bunun yanında diğer insanlardan beklentilerimiz ise, tek başına bile mutlu olmamızı engellemeye yeter de artar bile. Unutmayın; sizin olduğu gibi başkalarının da kendilerine ait bir hayatı ve hayalleri var. Onların hayatlarının merkezinde olmayı, bizim istek, arzu ve beklentilerimizi karşılamalarını beklemek bencillik olur. Bu sebeple kimsenin bizim için fedakarlıklar yapmalarını beklemezsek, doğal olarak herkesi olduğu gibi kabul ettiğimiz için mutluluk seviyemiz de büyük ölçüde artmış olur.

Başkaları için yaşamayın.

Bir döneme kadar hayatım boyunca hep verici taraf ben oldum. İlişkilerimde fedakarlık yapan hep bendim. Ancak tüm bu fedakarlıkların sonucunda bir gün tükendiğimi hissettim. Neden hep ben diyordum. Mantıken karşılığını almadan sürekli siz verirseniz, tükenmeniz elbette kaçınılmaz. Hayatın her alanında olduğu gibi ilişkilerimizde de alma-verme dengesini kurmak zorundayız. Bu bencillik değil inanın, ilk başlarda ben böyle düşünmüştüm. Çünkü eğer fedakar bir insan olursam, karşılığını mutlaka alacağıma inanıyordum. Ama karşımdaki insanlar bunu böyle algılamıyordu. Onlar için sürekli kendinden vererek, kendindeki eksiklik ve kusuru örtmeye çalışan, kendine değer vermeyen biriydim. Çünkü onlarda kendilerini değerli, hatta benden bile değerli olduklarını, benim ise çok değersiz olduğum imajını yaratmıştım. Haksız da sayılmazlardı. Hayatımızda başkaları için bir şeyler yapmak, onların değerinin farkında olmak iyi bir erdem, ancak kendi değerimizin farkında olarakBaşkalarını mutlu etmek için, kendimiz mutsuz olmak zorunda değiliz. Bizi olduğumuz gibi kabul edenler, bizimle olmayı hakedenlerdir.

Alma – Verme dengesini kurun.

Madde atomlardan, atomlar ise temelde enerjiden oluşur. Maddi bir şeyin karşılığında para veririz. Parayı da zamanınızı ve enerjimizi harcayarak kazanırız. Bir eylemde bulunduğumuzda, hatta bazen bir şey düşündüğümüzde bile enerji harcarız. Bu sebeple en değerli şeyimiz enerjimizdir. Çoğunlukla enerjimizi arttırmak için zamana ihtiyaç duyarız. Zaman ise bizim en değerli ikinci şeyimizdir. Eğer biri için zamanınızı harcıyorsak, onun da bizim için zamanını ve enerjisini harcaması gerekir ki denge kurulsun. Bizimle zamanını, enerjisini paylaşmayan biri için uzun zaman harcamak doğru olmaz. Kısacası maddi veya manevi, duygusal veya zihinsel her konuda dengede olmayı öğrenmeliyiz.

Değişime açık olun.

Hayat, biz aynı gibi algılasak bile farklıdır. Her şey sürekli değişim halindedir. Dalgalı bir denizde yelkenli bir gemiyi yöneten kaptan gibi hayatımızdaki dalgaları, ilerlememiz için itici bir güce çevirebilmeliyiz. Çünkü bu varoluşumuzdan gelen bir yeteneğimizdir. En kolay ve etkili yöntemse, değişimin farkında olmak, kabullenmek ve direnmemek.

Kalbinizi sevgiye açın.

Sevgi, sadece bir duygu olmanın ötesinde bir kavram. Hem kişisel bir duygu; hem birleştirici ve çok güçlü bir pozitif enerji; hem de ruhsal sağlığımız ve bütünlüğümüz için gerekli ilahi bir şifadır. Sevgi, güçlü ve kalıcı bir mutluluk için hayati derecede önemlidir. Aksi halde kimse kendi mutluluğu için başkasını mutsuz etmekte kusur bulamazdı. Ve bu bencilce mutlu olma çabası, mutsuzluktan kıvranan bir dünyanın pusulası olurdu. O sebeple sevgi hepimiz için en gerekli. Eğer çocuklarımıza güzel bir dünya bırakmak istiyorsak, onlara her şeyden önce sevmeyi öğretmeliyiz.

Olumlu düşünün.

Olumlu düşünce diyince çoğumuzun aklına Polyanna geliyor olsa da, bu onu basite indirgemek olur. Olumlu düşünmek, olumsuz olarak etiketlediğimiz bir durumun olumlu tarafını görebilme yetisidir. Eğer yanlızca düşünce boyutunda kalırsa, hiç bir işe yaramadığına inabiliriz. Olumlu düşünmek, algımızı olumluya çevirip onu güçlendirmek, çoğaltmak ve bizi besleyen, güçlendiren olumlu duyguları hissetmektir. İnançlı ve dindar biri olumlu düşünmeye yatkındır. Çünkü şükretmeyi, teslimiyeti, dünyevi ihtiyaçlara fazla bağlanmamayı hayatının bir parçası haline getirmiştir. Olumlu düşünceyi içselleştirerek daha huzurlu ve mutlu bir hayata erişmişlerdir.

İnançlı olun.

İnanç mutlu olmak için gereklidir. Yalnızca dinsel inancı kastetmiyorum. Defalarca ve bütün kalbinizle dilediğiniz hayallerinize olmuş gibi inanın ve hissetmeye çalışın, Dileğiniz gerçekleştiğinde olacağınızı düşündüğünüz halinizi zihninizde canlandırın. Nasıl biri olurdunuz? Daha mutlu mu, daha güçlü mü, daha nazik ve yarsımsever mi? Güne nasıl başladınız? İlişkileriniz nasıl olurdu? Bunlar gereklilik değil elbette ancak başarabileceğinize, hayalinizdeki gibi olabileceğinize dair, daha inançlı olmanıza yardımcı olabilir. Bir önceki maddede belirttiğim olumlu düşünmek ve inançlı olmak birbirini güçlendiren iki kavram. Ancak diğer maddeleri de işin içine koyarsanız çok daha güçlü bir olumlu inanç geliştirebilirsiniz.

Yaşam amacınızı bulun.

Amaçsız bir hayat, boşa yaşanmış bir hayat olabilir. Hepimiz, istisnasız her birimiz dünyaya gelirken bir amaç için geldik. Bu sebeple yaşam amacımızı bulduğumuzda ve ona göre yaşadığımızda gerçekten mutlu olduğumuzu fark ederiz. Her insanın yaşam amacı kendine özeldir. Peki yaşam amacımı nasıl bulabilirim diyorsanız, sizi en çok ne mutlu ediyor farkına varın. En çok neyi yaparken kendinizi, mutlu, huzurlu ve bütün hissediyorsunuz. Yaşam amacınızı buğunuzda, aynı zamanda mutluluk formülünüzü de bulmuş olacaksınız. Mutlulukla yaşadığınızda da artık yaşam amacınızın yolunda güvenle ve coşkuyla ilerlemeye başlarsınız.

Kendi değerinizin farkına varın.

Bana göre mutluluğun püf noktaları içinde en önemlisi kendi değerini bilmektir. Kendini değersiz biri olarak gören bir insanın mutlu olması çok zordur. Bazen mutlu hissetse de bu hali geçicidir. Ya kısa bir zaman bile olsa kendini değerli hissetmiş, ya da birisi ona kendisini değerli hissettirmiştir. Asla unutmamak gerekir ki her birimiz evrende tek ve eşsiziz. Ben sizin çok iyi yapabildiğiniz bir şeyi sizin kadar iyi yapamayabilirim. Ama benim de herkesten daha iyi yaptığım bir şey vardır. Mutluluk, her konuda en iyi olmak demek değildir. Her konuda iyi olsak bile iyi olmadığımız tek bir konu hayatımız boyunca bizi mutsuz edebilir. Ama hepimiz bir konuda bile olsa en iyisi olduğumuzu bilirsek mutluluğa daha kolay ulaşabiliriz. İyi olduğumuz bir şey ile mutlu olmak, olmadığımız bir şey için mutsuz olmaktan daha akıllıca ve mantıklı olacaktır. Siz bu dünya için çok önemli, değerli ve özelsiniz.

Başkalarının iyi yönlerini görmeyi öğrenin.

Mutluluğun püf noktaları içinde en önemlilerinden biri de budur. Hepimiz harika, mükemmel ve eşsiz özelliklere sahip olsak da, iyi olmayan bir özelliğimiz de elbette mevcuttur. Aynı şekilde sizin dışınızdaki herkes de sizin gibi hem iyi ve güzel , hem de güzel görünmeyen özelliklere sahiptir. Hem kendimizdeki, hem de başkalarındaki olumsuz olan yönlerimiz yerine, olumlu özelliklere odaklanabilirsek daha uyumlu, daha hoşgörülü mutlu ilişkilere ve hayata sahip oluruz.

Dürüst olun.

Dürüst olmak mutluluğun püf noktaları içinde en önemlilerinden biridir. Sebebi ne olursa olsun yalan söylemek veya söylememek bir seçimdir. Dürüst olmak aklımıza her geleni söylemek değildir. Ona boşboğazlık diyoruz. Dürüst olmak illa ki her soruya cevap vermek de değildir. Bazen susarak doğru söylerken, bazen ise sustuğumuzda bile yalan söyleriz. Hiç yalan söylememeyi bir yaşam biçimi haline getirdiğimizde, bir dönem yalan makinesi olarak görülebiliriz. Ama “Bu soruya cevap vermek istemiyorum.” diyebilirsiniz. Sizinle ilgili olmayan bir konu ise, “Beni konunun dışında tutun.” demeniz mümkün. İlk başlarda bazen otomatik olarak yalan söyleyebilecek kadar alışkanlık kazanmış olduğunuzu görebiliriz. Açıkçası hemen hemen her seferinde, yalan söylememizin sebebi korkudur. Dürüst olmak cesaret ister. Mutluluk ile alâkasına gelirsek, dürüst olduğumuzda güçlü olduğumuza inanırız. Doğru olanı yaptığımız için kendimize daha fazla saygı duyarız. Kendimizle, özümüzle uyum içinde olduğumuz için de daha mutlu oluruz.

Hayatınızı sadeleştirin.

Hayatımızda mutluluğun püf noktaları’ndan biri de sadelik‘tir. Hayatımız ne kadar sade olursa o kadar huzurlu ve mutlu oluruz. Hayatımızda ne kadar fazlalık varsa yükümüz o kadar artar. Bu yüklerden kurtuldukça da daha hafitlemiş, daha ferah ve dolayısıyla daha huzurlu ve mutlu hissederiz.

Kimseyi yargılamayın.

Mutluluğun püf noktaları’ndan bir diğeri de empatidir. Empati olmazsa hoşgörü olmaz. Hoşgörü olmazsa mutluluk da olmaz. “Nasıl daha mutlu olabilirim?” sorusuna cevap arıyorsak hoşgörülü olmayı öğrenmek durumundayız. Bunun da yolu empatiden geçer. Empati birini onaylamak anlamına gelmiyor. Empati ve sempati farklı şeylerdir. Empati birinin yanlış bir davranışını onaylamak demek değildir. Herkesin hatalar yapabileceğinin farkına varıp başkalarını oldukları gibi kabul edebilmektir. Hata insanoğluna özgüdür. Benim, sizin ve yeryüzünde bulunan herkesin, hepimizin yaptığı hatalar mutlaka vardır. Hiç birimiz hatasız değiliz. Hataları tekrarlamamak elbette güzel bir şey ama bu herkesin kendi inisiyatifinde ve kendi seçimidir. Bu konuda asla büyük konuşmayın ama onun yerinde, onun durumunda, aynı şartlarda ve aynı bilinçte kim olsa aynı hatayı yapardı. Siz bile… Bu sebeple kimseyi onun o anki bilinciyle, yaptığı hatadan dolayı yargılamayın. Hatasını onaylamak veya onu sevmek zorunda değilsiniz ama onu olduğu gibi kabul edebilirseniz, kendinizi onun sorumluğununu almaktan kurtarmış, daha hafif, mutlu ve huzurlu hissedebilirsiniz.

Makaleyi beğendiyseniz “Gerçek ve doğru bilgi için içimize dönmek.” adlı makale de ilginizi çekebilir. Ayrıca beğeni, öneri ve sorularınızı yorum olarak atarsanız, beni motive ederek daha fazla makale yazabilmeme yardımcı olabilirsiniz. İsterseniz diğer makaleleri de inceleyebilirsiz.

Kozmodans

İstisnasız her insanın dünya'ya önemli bir amaçla geldiğine inanıyorum. Buna yaşam amacı diyoruz. Ben yaşam amacımın yeni şeyler öğrenmek ve bunu başkalarıyla paylaşmak olduğuna inanıyorum. Sizin yaşam amacınız ne?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı