İlahi BoyutKişisel GelişimMotivasyonYaşamYeni

Yas Süreci, Yas Tutmak ve Travmadan Çıkış!

YAS SÜRECİ

Yas Süreci, Yas Tutmak ve Travmadan Çıkış

Amaç

Bu yazının amacı Yas Süreci, Yas Tutmak ve Travmadan Çıkış konularında bilgi vermekten öte farkındalık kazanmanıza yardımcı olmaktır. Yaşadığımız çağda bilgiye kolaylıkla ulaşabiliyoruz zaten. Ama aynı şeyleri bilen iki kişi varsa ve biri mutlu diğeri mutsuzsa işleyişin farklı olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Eğer bilgi mutluluk getirmiş olsaydı filozoflar dünya’nın en mutlu insanları olurlardı. 😊 Büyük ihtimalle tüm bunları zaten siz de biliyorsunuz. Hatta aranızda bu konuda doktora tezi yazabilecek olanlar bile vardır. Ancak farkındalığınızın yükselmesine katkı sağlayabilir.

Ancak burada önemli olan sizin amaç ve niyetinizin ne olduğu. Siz ne istiyorsunuz? Beklentileriniz neler? Nasıl bir yaşam hayal ediyorsunuz? Bunun için ne yapıyorsunuz? Yaptıklarınız beklentilerinizi karşılıyor mu? Niyetlerinizle eylemlerimiz ne kadar tutarlı? “Biz cevap arıyorduk, sen ise bize sorular soruyorsun.” dediğinizi tahmin ediyorum. En azından ve öyle derdim. Bir çoğumuz genellikle farkındalık için soru sorarız. Sonra yanıtların gelmesini bekleriz. Sorduğum sorular şu anda cevap vermeniz için değil. Sizin yerinize ben de yanıt veremem. Bunlar içinizde bir farkındalık oluşması için. Bilgiyi benden değil kendinizden alacaksınız. Benim yapmaya çalıştığım sadece ışık tutmak

Seçimlerimiz

Seçimlerimiz

Her birimiz farklı ailelerde, farklı zamanlarda ve şartlarda, farklı, farklı kültürlerde, farklı inançlara sahip gruplarda dünyaya geldik. Bilmemiz gereken şey nerede, ne zaman, hangi ailede dünyaya geleceğimizi seçip seçmediğimizi bilmenin çok da önemli olmadığı. Önemli olan şu an neyi seçtiğimiz. Mesela günümüzü nasıl geçireceğimiz, kime nasıl davranacağımız, hangi hislere odaklanacağımız, hangi duyguların etkisi altında yaşayacağımız gibi seçimler… Bunlar önemli asıl. Yanan bir sobaya dokunan bir çocuk, eli yandığı için bir daha sobaya dokunmaz. Ama bizler acı çektikçe, bize acı çektiren şeyleri seçmeye devam ediyoruz. Dünya’da ölümler olduğu gibi doğumlar da var. Gece ve gündüz var. Çirkinliklerin yanında güzellikler de var. Ya da kim bilir belki de kötü çirkin olarak gördüklerimiz sadece bizim onlara koyduğumuz etiketler.

Beklentilerimiz

Ölümler olmasın istiyoruz; Hastalıklar olmasın; Kin, nefret, savaş olmasın. Hep güzellikler olsun, herkes birbirini sevsin ve saygı duysun. Dünyadaki tüm insanlar sevgi ve şefkat dolu bir kalbe sahip olsun. Herkes birbirine yardımcı olsun. Ama bu evrende her şey zıttı ile var. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, barış-savaş, sevgi-nefret, yaşam-ölüm, mutluluk-hüzün, sevinç-keder gibi her şeyin zıttı var. Algılayabilmemiz, değerini anlayabilmemiz için ikisi de olmak zorunda. Mutsuz olduğumuzda mutluluğun değerini biliriz, ayrılık olduğunda beraberliğin.. Ölüm bize yaşamın değerini öğretir. Yalnız hissettiğimizde anlarız keyifli ilişkilerin değerini. Evet evrende her şey zıttı ile birlikte vardır , ancak bilmemiz gereken bizim hangisini seçtiğimizdir.

Artık değerini anlamışsak bakış açımızı değiştirebilmeliyiz. Mutluluğun,  sevincin, umudun, sevginin ve yaşamın değerini öğrendiysek; bakış açımızı bunlara çevirmemizin zamanı gelmiş demektir. Şu an neye bakıyoruz gerçekten? Baktığımız şey pozitif mi, yoksa negatif mi? Mesela bir ayrılık yaşadık diyelim. Hemen yeni başka bir ilişkiye başlayıp unutmaya mı çalışıyoruz? Yoksa bize hissettirdiklerini, doğruları- yanlışları tartıp, yas mı tutuyoruz? Tüm bunlar aslında bir süreç. Bizim öğrenme, gelişme, genişleme sürecimiz. Elimiz yandı diye sobayı hayatımızdan çıkarmak ne anlama geliyorsa, kötü bir evliliğin ardından bir daha evlenmemeye karar vermek de aynıdır. Elbette soba temsili bir ifade ve soğuktan korunmak için başka secenekler de var. Evlilik de öyle. Burada anlamamız gereken, neyi neden seçtiğimiz, nerede sorun yaşadığımız ve bu sorunu nasıl düzeltebileğimizin farkındağına erişmektir. Sobayı ısınmak, kışın üzerinde kestane kebabı yapmak ve çayımızı sıcak tutmak için istemiş olabiliriz.

Peki ya evlenmeyi? Mutlu bir birliktelik, çocuk sahibi olmak, yalnızlık hissetmemek, ihtiyacımız olduğunda bize destek olan birinin her zaman yanımızda olması, sevmek ve sevilmek için… Kim bilir daha ne sebepler… Ayrılığın hemen ardından, yas tutmadan (bu bir analiz süreci) hemen yeni bir ilişkiye başlarsak; öncekine tıpatıp benzeyen yeni bir ilişkimiz olmasını neredeyse garantilemiş oluruz. Ancak bu yas sürecinde ne istediğimiz, ne istemediğimiz, neye ihtiyaç duyduğumuz, neleri yapıp, neleri yapmamamız gerektiği gibi konuları netleştirmeden yeni bir ilişkiye başlamamak en güzeli. Ölüm konusuna girmek istemiyorum. Ancak böyle bir durumda yas tutmak hem bizim, hem de kaybettiğimiz kişi için daha iyi olacaktır. Ancak burada önemli olan konu, bu acı kaybımızın değeri kadar, yaşamımızın da değeri olduğunu farkedip, hayatımıza devam etmektir.

Değerlerimiz

Yaşam da ölüm kadar önemli. Bizler sürekli  haber niteliği taşıyor diye acı haberler yapan, güzel şeyleri çok ender yayınlayan bir haber programı değiliz. Objektifimizi ölüme, kayıplara, yoksulluğa, üzüntülere çevirmekten vazgeçmediğimiz sürece burnumuzun dibindeki güzellikleri, sahip olduğumuz güzel şeyleri, onları kaybetmeden göremeyiz. Bir şeyin değeri olduğunu onu kaybetmeden farketmemek bir travma yaşadığımızı gösterir. Hayatımızdaki, dünyadaki, evrendeki güzellikleri farketmeye başlamalı ve yas sürecinden çıkmalıyız. “Dünya kötülükle dolu. Dünya’da iyi bir şey yok!” demek bir bakış açısı. Herşey zıttı ile var olduğuna göre bu bizim %50’lik diğer kısmı görmek istemediğimizi gösterir. Dünya’da %50 oranında kötülük varsa, %50 oranında da iyilik var demektir. İyiliğin değerini anladığımız zaman ise kötülüğe ihtiyaç kalmaz. Değerini biliyorsak bizim için %50’lik kötü kısım bakış açımızdan çıkmış demektir.

Bardağımızın yarısı dolu

Bardağın yarısı boşsa, diğer yarısı da doludur. Her zaman bardakta su olacaktır. “Neden bardağın yarısı boş?” diye endişeleneceğimize, neden susamışsak o suyu içmiyoruz? Biz içsek bile bardağın yarısı dolu olarak kalacaktır ve her ihtiyacımız olduğunda yarım bardak suyumuz olacak.

Yaşamı Onurlandırmak

Artık uzun zaman boyunca dünya’daki olumsuzluğu onurlandırma sürecimizden çıkma zamanı geldi. Dünya’da güzel şeyler var. Sevgi var, mutluluk var, harika ilişkiler, arkadaşlıklar, dostluklar, neşe var. Sadece bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Biz onların değerini anladığımızda zıttına ihtiyaç duymayağız. Elbette bu bir süreç. Ancak ne zaman bardağın boş tarafını görsek, artık dolu tarafının da farkında olacağız. Travmadan çıkış için bunu seçmemiz gerek.

Travmadan çıkış

Her şey olması gerektiği gibi. Yaşanan her şey, daha güzelinin farkına varıp, bakış açımızı değiştirmemiz ve o güzellikleri hayatımıza dahil etmemiz içindi. Yaşadığımız travmadan kurtulmak için daha iyisi olduğunu bilmeli ve bunu seçmeliyiz. Bardağın yarısının dolu olduğunu biliyoruz. Hayatımızın ne kadar değerli olduğunun farkındayız. Şimdi sadece seçmemiz gerekiyor. İstemek değil, bilmek değil, doğrulamak değil, seçmek… Seçim yapmak… İki seçenek arasından diğerini seçmek… Mutluluğu seçmek, sevgiyi seçmek, huzuru seçmek, yaşamı seçmek….

Yaşadıklarımız büyümemiz, gelişmemiz için birer fırsat. Bizler şu anda olduğumuzu sandığımız kişiden daha fazlasıyız. Yapabileceklerimiz hayal gücümüzle ve bilinçli veya bilinçsiz kararlarımızla sınırlı. Bizler bedenimiz, düşüncelerimiz, duygularımız ve bilincimiz ötesinde bir varlığız. Farkındalık kazanmaya başlamamız uyanış sürecinde olduğumuzu gösterir. Dünya’da ikilik (dualite)’yi görmeye başlamışızdır.

Aydınlanma’nın ise Birlik Bilincinde, Özvarlığın farkındalığı ile hissedilen bir huzur,  bir vecd hali içinde olmak olduğuna inanıyorum. Yargısız olmak ve varolan herşeyle bütün olduğunun bilinci içinde varolmak… Uzun zaman önce rüya olduğunu düşündüğüm bir deneyim yaşamıştım. Rüyamda uçuyordum. Sonra bedenimin olmadığını farkettim ve hemen ardından gördüğüm dağların, ağaçların, gökyüzünün ben olduğum gibi hislerle doldum. Kısa bir an bile olsa herşeyle bir olduğumu hissetmiştim. Yıllar oldu ama hiç unutmadığım bir kaç rüyadan biri olduğunu düşünürdüm. Ama bir yandan da benim için harika bir farkındalık deneyimi idi. Daha sonra birlik bilinci konularında okuduğum yazılarla uyuştuğunu farkettim. Şimdi inanıyorum ki bu deneyim bilincimin yükselmesi ile oluşan bir deneyimdi. Ya da bilincim o deneyimden sonra yükseldi. Bana bedenimden ibaret olmadığımın farkındalığını verdi. Aydınlanma tam olarak nasıl bir şey  bilmiyorum. Aydınlanmış biri değilim. Ancak şunu iyi biliyorum: Bizler etten kemikten bir bedenin; duygu, düşünce ve tutumlarımızın ötesinde bir varlığız. Dün “Mümkün değil.” dediğimiz şeyleri bugün yapabiliyoruz. Kendimizin veya başkalarının koyduğu sınırlamaların ötesine geçebiliyoruz. Bakış açımızı sonsuza çevirdiğimizde, bilebileceğimiz, olabileceğimiz tüm sınırlamalrı kaldırmış ve onların gerçekleşmesine yer açmış oluyoruz. Bunun en basit yolu ise “Elbette! Neden olmasın!”, “Her şey mümkün!” bakış açısına sahip olmak. Dünya’nın daha güzel bir yer olmasını istiyorsak; bunu bizim için başkasının yapmasını beklemeyi bırakıp, kendimiz yapmalıyız. En azından güzel bir şeye biz de katkı sağlamalıyız. Ağlamanın, sızlamanın, isyan edip, sitemler yağdırmanın kimseye faydası yok. Doğrusunu biliyorsak kendimiz yapacağız. Kimse oturduğu yerden dünyayı keşfedemez. Bir kahraman arıyorsanız aynaya bakın. Ve siz aynada gördüğünüzden daha fazlasısınız.

Yeterince toprağın altında kaldık. Şimdi filizlenme zamanı. Bahara uyanıyoruz!

Etiketler

Kozmodans

İstisnasız her insanın dünya'ya önemli bir amaçla geldiğine inanıyorum. Buna yaşam amacı diyoruz. Ben yaşam amacımın yeni şeyler öğrenmek ve bunu başkalarıyla paylaşmak olduğuna inanıyorum. Sizin yaşam amacınız ne?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı